Çocukluğumda yaşlıca bir teyze gelirdi bize. Öyle şevkatli bakardı ki , anneme yakın hisler duyardım ona karşı .

Aslında hiç anne olamayan biri olduğunu,annemle bir sohbeti sırasında keşfetmiştim.

Çocuğu olmasa da anneliğe haiz bütün duyguları biliyor gibiydi.Konuşmalarında , “anne işte ,nasıl yanmasın ki ? , ne de olsa analık öyle pazardan alınmıyor , herkes anne olamaz,  annelik alınmıyor-satılmıyor , anneysen fedakar olacaksın …vs. “gibi ifadeleri beni düşündürürdü.

Ve çocuklara olan sevgi dolu yaklaşımı , o zamanlarda bana şunu hissettirirdi:

Çocukları yoktu; ama  annelik duygusunu çok iyi biliyordu sanki ve bu duygu onun vücut dilinden tutun da tüm hayatına sirayet etmiş gibiydi.

Çocuğu olmasa da bu duyguyu gizleme gereği de duymuyordu. Yani kendisi ile kadın oluşu  ile barışık yaşıyordu.Bu hem çok zor hem de kolay olmalıydı .

Çünkü içgüdüsel olarak anneliğin ne olduğunu zaten biliyordu .Bildiği şeyi ya da var olan bir duyguyu belli etmek çok zor olmamalıydı…

Ama diğer taraftan da insan kendi gerçekleriyle bu kadar kolay yüzleşemez,kolayca  mücadele edemezdi.

Sanki kendini olduğu gibi kabullenmişti.Kendi gerçeği ile hiç bir role bürünmeden , farklı yaklaşımlara ya da duygu sömürüsü -maduriyet vurgusuna ihtiyaç duymadan konuşurdu hep.

Üstelik ara sıra da; anne imiş de sadece çocukları ortada gözükmüyor gibi hissettirirdi duygusal tavrı ve o duyguyu annem kadar biliyor ve yaşıyor oluşu.

Annemin anlattığı annelik duygusu bezeli tüm konuları en ince ayrıntısına kadar anlar,ona uygun- empatiden öte- kendisi de bu duyguları yaşıyor ve çıkarımları da kendi deneyimsel sonuçları gibiymiş gibi cevaplarla beni çok etkilerdi.

Onları her dinlediğimde, aklıma ilk onun gizlediği içsel derinliklerinde bir yerlerde bir annelik ukdesi olup olmadığı sorusu gelirdi.

Ama o çok ketumdu veya ne … ?

Ama, insan ne olsa da bir kez açık verirdi .Her defasında hiç şaşırmadan anneliği çok iyi oynuyordu .Etrafındaki akraba çocuklarına ait tüm anne -çocuk ilişkisi gerektiren duyguları kendi onların annesiymiş gibi biliyor , anlatıyordu.

Belki de annecilik oynuyordu  bizimleyken.Kurgu çocukluk oyunlarımız aklıma gelirdi onu görünce .Oyun sırasında kimse çocuk rolünü istemezdi , bütün kızlar anne rolünü almak isterdi. Bu tamamen içgüdüsel olarak tüm kız çocuklarında vardı.

Oyun sırasında;İçgüdüsel annelik rolü, herkesin karakter-kişilik özellikleri ile kendi annesinde gözlemlediği, izlemlediği biçimde baş gösterirdi.
Mesela , annesi iyi yemek yapan, rolüne iyi yemek yapmayı; annesi gezmeyi seven çantayı koluna takıp endam etmeyi;temizlik çamaşırı önemseyen, oyunda küçük derince taşlardan/çeşitli nesnelerden leğen/sepet yapmayı vs. . eklerdi…
Bu durum oyunda anne rolündekini,konuşma biçiminden tutun da tüm davranış ve tutumlarını etkilerdi.

Her Kadın Annedir Aslında

O zamanlarda oyundan ibaret olan “annecilik rolü” büyüdükçe bir kadının tüm hayatını etkileyen gerçek bir ritüele dönüştüğünde ise , kendi annenden devraldığın “annecilik , annelik kavramı , rolleri gerçekten belirlemeye başlıyor.

Çocuğunu annenden öğrendiğin gibi eğitiyorsun, onunla annenin seninle konuştuğu gibi konuşuyorsun , öyle gülüyor , öyle ağlıyorsun..

Evdeki tüm rollerini ezbere biliyorsun.Hangi durumda sessiz kalınır , hangi durumda devreye girilir vs.

Sonraları  , çocukluğunda oyunda annecilik rolünü sevsen de;oyun bitip eve döndüğünde annenin yaptığı yemeği beğenmediğin , onun konuşmasını davranışını eleştirdiğin aklına geliyor .

Fakat anneliğin kurgudan daha zor oynandığını keşfettiğinde, hemen annenden  rol çalıyorsun.

Daha ötesi olmadığını , anneliğin böyle bir şey olduğunu fark ediyorsun.Gençliğinde eleştirdiğin annenin “annecilik rolünü” aynen oynarken  buluyorsun kendini.

Anne doğruyu zaten biliyormuş diyorsun.

Anlıyorsun ki , sen içgüdüsel annesin zaten ve  annenin kızısın.Annelik başka türlü nasıl olur ki?

Başkaca şeylerin annelik için lazım olmadığını artık keşfediyorsun .

Ve o yaşlıca teyzenin de içgüdüsel anne olduğunu ve  kendi annesinden, ananeden “annelik”bildiğini de çoktan öğrenmiş oluyorsun ve artık daha az şaşırıyorsun buna.

Hatta gıpta ediyorsun; hayatın içinde bozulan tüm güzelliklere rağmen karmakarışık tüm düzensizlik içinde aslı gibi duran  annelik serüvenine.

Her rol değişmiş oluyor her yeni güne ,hızla geçen onlarca asra rağmen hiç lekelenmeyen tek duygu , en büyük rol “annelik ”

Ve “Yuvayı dişi kuş yapar , ağlarsa anan ağlar;gerisi yalan ağlar , cennet annelerin ayakları altındadır, kadın eli değmek, kadın zayıftır ama anneler güçlü , toprak ana, Anavatan, anasütü gibi helal olmak, ana gibi yâr olmaz, …..ve daha nice özlü sözleri /deyimleri;kadın, annelik ile bezeye bezeye asra işlemeye devam ediyor. ..

…….

Kadın Annedir Aslında

Çocuğu olsun olmasın; kadın içgüdüsel kendinde var olan “annelik rolünü “hayatın her alanında var ederek , tatlı tatlı oynamaya devam ediyor…
Ailede, evde,çarşıda pazarda, komşuda, gezmede;
işinde gücünde, onda doğuştan içgüdüsel olarak var olan “annelik “duygusu ile etrafını süslemeye , güzeleştirmeye , kadın duruşu ile var olmaya devam ediyor.
Bu varlığını güçlendirmek için okuyor , araştırıyor, çok çalışıyor.
Biliyor ki , annelik kurgu annecilik rolünden çok daha zor ve çetrefilli bir sahnede oynanıyor. Rol sorumluluğu herkesinkinden daha fazla.Sıkışınca ,yorulunca annesine sığınıyor , annesinin rollerini anımsıyor ve yeniden yeniden kurguluyor oyununu…
En güzel anne oluncaya dek pes etmiyor; biliyor ki , kadın Annedir.

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: