Dil Ve İletişim

Dili doğru kullanmak , iletişimin temelidir .Eğer erken yaşlarda dil zekası, ( seviyeleri belirlenerek) keşfedilip geliştirimezse, birbirini anlamayan kaos toplumu yaratılır.

Defalarca tecrübe ettim ki, düzgün Türkçe konuştuğumuzda ve diksiyon kurallarını doğru kullandığımızda daha çok yanlış anlaşılıyoruz; çünkü dil alt alanı konuşma yetisi her bireyde erken yaşlarda doğru kazandırılmamış .

Dil doğru kullanımına Alışkın olmayan bireylerin , doğru kullanım karşısında;ses tonunuzdaki doğru basılmış vurgu ve tonlamaları tavırlı yaklaşım zannettikleri bile olabiliyor .Çünkü birçok insan konuşma sırasında harflerin tamamını doğru vurgulayamadığı için , doğru telaffuzu yapamıyor ve kelimeler başka bir eda ile bambaşka bir havaya bürünüyor .

Bu yanlışlık, doğru kullanıma göre daha yaygın olduğu için onlar birbirini çok iyi anlıyor ; ancak dili doğru kullanan birey ise , bu gibi durumlardan dolayı dil konuşma yeteneğini ve dil yeteneği tüm üst -alt yetileri köreltmeye itiliyor.
Bu konuyla ilgili günlük hayatta ve iş merkezli ortamlarda şahit olduğum onlarca tecrübem var.Dili doğru kullanmayı ve içten sıcak bir sohbeti argo dil veya kelimeleri yuvarlayarak kullanma sananların sayısı bilinenden daha fazla.Üstelik bu durum akademik çevrelerce veya üst düzey kültür birikimine sahip olduğunu sandığımız kişilerce bile benimsenmiş gibi.
İş yerine girdiğinizde , sağlam vurgulu bir
” merhaba” ,”nasılsınız?”ifadesi yerine , ” sanki özel bir mekana girmiş edasıyla veya işe değil de günlük sohbetlere gelmiş biri gibi davranmak , ne yazık ki daha doğru konuşma üslubu gibi kabullenilmiş durumda .

“Bir kafa tokuşturup, bütün gereksiz argovari konuşmaların en sonuna vakit kalırsa iş ile ilgili evrakvari yapılması gerekenlerin birbirlerine sorularak alaylı bir üslup ile tamamlanan onlarca konuşmanın tercih edildiği bir gerçektir.”

Ancak bu gerçekliğe rağmen bir başka dil üslup veya tavır kusuru da gerçekleri görmeme gayreti içinde olan garip bir topluluğun varlığı …Bunların duruş biçimi ve dil kullanım biçimini doğrudan etkileyen mantıkları da şu:

Bu durumun gerçekliğini gördüğü halde kendi kişisel çıkar ilişkileri çerçevesinde , sık sık “Bu durumun varlığını görmezden gelerek kendilerini doğru üslup içinde kabul görüp farklı bir psikolojiye bürünmek” tavrı ve üslubu ile davranış geliştirmek ya da “Sık sık katılmıyorum, sen doğru davranışı yaparsan her şey değişir “yanılgısı içinde sürüklenip gitmek..
Bana göre bu davranış biçimi de en az yanlış davranış biçimi kadar zarar verici…

Eğer sen doğru davranarak bir şeyleri değiştiremiyorsan bu neyin deli saçması anlamış değilim. ..Değişim için toplu bir davranış biçimini hakim kılamıyorsan bu kendini ve insanları kandırmanın bir başka şekli bence..
Peki bu sorunun üstesinden gelmek bu kadar zor mu ki , gelişen dünyaya rağmen biz hala basit bir iletişim problemini dahi aşamıyoruz?
Aslında bana göre çok kolay…

Temelinde var olan iletişim sorunu “dil doğru kullanımının erken yaşlarda kazandırılmaması.” Bu temel problem sanıldığı gibi Dil öğreticilerinin eksikleri ya da yeteneksizliği değil.Başta ailesel yanlış kazanımlar olmak üzre , bu durumun toplumsal sirayeti.

Bu durumun ortaya çıkışı ve yayılımı ise “neredeyse birçok insanın uzmanlık alanı olmadığı halde , sadece yarım yamalak konuşabildiği “Türkçe”si ile ahkam kesmeye kalkması .

Günlük hayatta karşılaştığınız çoğu insanın bir ders değerlendirmesi bile yaparken , Türkçe kolay, herkes yapabilir ifadelerini sıkça duymamız bu sorunun temel kaynağı gibi geliyor bana.Bu savunsunu kişi muhtemelen konuşabildiğini sandığı Türkçe’sine güvenerek ortaya atıyor .Ancak yukarıda bahsettiğim yanlış iletişim ağının toplumsal sirayeti ile de zaten günlük hayatta sorun yaşamıyor .Yani iletişimini çok da güzel sağlamış oluyor .Çünkü yanlışın yayılması ve kabullenilmesi “doğru”ya göre kat be kat hızlı ve kolaydır.Yani “yanlış iletişim ile anlaşmaya alışmış bir topluluğa doğru bir iletişim sunmak da ne?” edasıyla dolaşmaya ve dili katletmeye devam ediyor.
Dolayısıyla doğru iletişim ağının olmadığı ortamların yaygınlığı sebebiyle dile hakim olan bireyler aynı anda sosyal iletişim ağını kuramadığı için sosyal problemler yaşama olasılığı artıyor.

…….

“Anlamak, kafamızdaki duygu ve düşünceler değil; karşımızdaki kişilerin anlattıklarıdır. ”
…….

Elbette inanır ve uygulamakta dirençli olursak çözüm hep vardır .
Çözümler üzerine düşündüğümde karşıma çıkan ilk çalışılacak konu “ailesel “dil eğitimin akademik ve eğitim öğretimsel ortamlarda sağlama/garantiye alınması .
Diğeri ise , eğitim öğretim ortamlarının özellikle Türkçe ,dil eğitimi , dil kullanımı üzerinden hem öğrenci -aile , hem de Öğretici pozisyonundaki kişilerce ortak bir dil/üslûp kullanım biçiminin hakim kılınmasıdır.
Bu temel iletişim becerisi eksikliği elbetteki dil yeteneği ile de doğrudan ilintili olduğu için yukarıda ortaya koyduğum aile ve öğreticilerde tam anlamıyla kazanıma dönüştürelemeyebilir.
Fakat , geliştirilebilir yaygınlaştırılabilir ve temel iletişim kaynaklı birçok sosyal problemlerin de önüne geçilebilir.
Dil eğitimi ailede başlar , okulda gelişir ve doğru eğitimle üstün yetenek dil iletişim ürünlerine dönüşebilir .

Çizer: H.Sibel Güneş Yücedağ

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: