Kıymetli Anlar ve “Sandıklarımız “

Sandıklarımız vardı eskiden ;en değerli şeyleri onda saklardı annelerimiz.Ve Sandık olmazsa bir evde, tüm eşyalar olsa bile eksik sayılırdı o ev sanki…

Benim annem de en değerli şeylerini sandığında saklardı:

Genç kızlığından kalma o döneme ait en sevdiği elbiselerini, yazmalarını, anne babasından kalan özel eşyaları, birinden alınan özel bir hediyeyi, Almancı halalardan  dayılardan gelen,Türkiye’de o zamanlar az bulunan  bazı özel eşarp ve kumaşları, bir de bizim küçüklükten kalma bazı özel oyuncak ve küçülmüş kıyafetlerimizi;aslında çeyizini, tüm hayatını veya kendini…

Ve o sandık hep kilitli olur,anahtarı da nerdeyse her  gün yeri değiştirilen ( biz hep yerini bulduğumuz için)bir yerde saklanırdı.

“O sandıklarda ne var acaba?”Diye hep merak ederdik. Evde kimse yoksa , tüm kardeşlerce sinsice mini bir plan yapılır, o sandık ters düz edilirdi.
Sandığın kapağı yavaşça aralanır,hepimiz kendi ilgi alanımıza göre sandıktaki tüm bohçeleri hızlıca açar, annem eve gelinceye kadar o eşyaları bir kaç saatliğine kendimize oyuncak yapardık.

Eşarplar, kumaşlar , annemin  bozuk para koleksiyonu( delikli kuruşu ve onlarla neler neler aldığını hep anlattığı eski paralardan oluşan ), erkek kardeşimin bakır bir kase içinde özenle  biriktirilmiş, artık  oynamayı bıraktığı bilyeleri,düğün hediyesi bakır kapları,eski tarz fincanlar, cezveler, farklı kokulu kalıp sabunlar   evin her yerine saçılırdı…Ve pek tabiki o eşyalara uygun oyunlar kurgulanırdı,hemencecik tarafımızca…

Ben en çok oyasız bir yazma içinde özenle paketlenmiş gibi duran fotoğraf bohçesini karıştırmayı severdim…O eski siyah beyaz fotoğraflar hep ilgimi çekerdi.Çoğu tanımadığım çok eski yıllarda yaşamış uzaktan akraba fotoğrafları ve annemin babamın birkaç gençlik fotoğrafları…

O yıllarda( 80’ler) fotoğraf çok değerliydi.Mahalleye bazı özel zamanlarda bir fotoğrafçı gelir, tüm mahalle o anki haliyle o ânını kıymetli ve unutulmaz  yapardı. “Fotoğraf çıktı mı , nasıl çıktı acaba?” diye günlerce de onun muhabbeti dolanırdı mahallede.

Zaten siyah beyaz olan, elin yüzün net belli olmadığı o fotoğrafları beğenmeme gibi bir lüksümüz de olmazdı. Çünkü, yılda bir iki defa mahalleye uğramış o  fotoğrafçıya ulaşmak o kadar kolay değildi.

Çekilen fotoğraflar , elimize ulaşırsa annemiz , onu derler toplar hemen sandıktaki o fotoğraf bohçesine koyardı.

……

“Düğünümde sandık istemedim, sanırım o dönemlerin genç kız modasına ben de uydum.Çünkü o anki kafamla, sandık artık demode bir fikirdi…Onun yerine, çekmeceli dolaplar, sandıklı kanepeler, komodinler, çekmeceli makyaj aynaları  daha havalı bir tercihti…”

Sonrasında birkaç kez sandık alma girişimlerim, evde yer bulamama mazareti ile rafa kaldırıldı, son dönemlerde de  zaten sandığa gerek kalmadı…

……

Evlendikten sonra, Bilecik’e  geldiğimiz bir gün,Kayınvalideme “eşimin çocukluğuna ait bir fotoğrafını görmek istediğimi” söyledim.O eski ceviz sandığını açtı , içinde aynı annem gibi kendince en değerli eşyalarını  bohçelemişti.Eşimin çocukluktan kalma özel eşyalarını gösterdi.Onlar arasında bebeklikten kalma şeyler bile duruyordu:Sünnet kıyafetinden tutun da , bebek şapkası, bebek battaniyesi hatta bebek kundağı …

Kundağı ve şapkayı bana uzattı ,” bunlar sende kalsın, belki çocuklara kullanırsın” dedi.

“Ama benim gözüm fotoğraf bohçesinde idi.”

Bir yazma içinde özenle sarılmış fotoğraf bohçesini açtı. Eskiye ait yığınla fotoğraf vardı o bohçede …Bende  de yığınla sorular : Bu kim, burası neresi, bunlar yaşıyor mu…..?
O da üşenmeden anlattı tek tek….

Fotoğraflar arasında eşimin çocukluğuna ait bir fotoğraf bulmuştum nihayet , hemen almak istedim,o  vermek istemedi .Anladım ki  , aynı annem gibi onun için de fotoğraflar çok değerliydi.

“O benim en küçük oğlum, o fotoğraftan başka yok,sen yine çektirirsin, “gibi buna benzer sözlerle beni geçiştirmek istemişti.”

Bir zaman sessizlikten sonra, sanırım beni kırmamak için , “al madem sende kalsın  , ama kaybetme “dedi.
Ben tabi beklemiyordum, bir fotoğrafı bana vermek istemeyeceğini, çünkü artık fotoğraf çektirmek o kadar zor değildi.Renkli fotoğraf makineleri, kameralar , dijital olanları bile artık herkesin elinde dolanıyordu. ..

Biraz düşündüm, fotoğrafı almasam tavır yapmış gibi olacak, alsam onu üzeceğim…

O, diğer fotoğrafları toparlayıp sandığa doğru yöneldiğinde, “fotoğrafı usulca koltuğun üzerinde unutmuş”gibi yapıp odama gittim.Hemen çok geçmeden kapı çalındı.

“Kayınvalidem mizacen; ince fikirli,kibar, naif,  aynı zamanda çok da zarif  bir insandı.Kapımı çalmadan bir kez bile odama girmezdi.Kapıyı usulca çalar, “a kızım benim, bir aç bakam kapıyı”derdi.Benden ses çıkmazsa döner odasına giderdi….”

Kapıyı açtım, elinde o fotoğraf vardı, “kızım fotoğrafı unutmuşşun, al bu fotoğraf sende kalsın, ona çok iyi bak.”dedi.

Normalde duygularını çok belli eden biri değildi, bir tek çocuklarıma ninni söylerken ağladığını görmüştüm onun.

“Bazen çocukları uyutamadığımda;gelir, usulca kapıyı çalar  “bakam bir de ben deneyeyim” derdi , kendine has yöresel konuşması ile.Ayağına mini bir yastık koyar, tatlı namelerle kendi yöresine ait benim çok âşina olmadığım ninniler söyler , o sırada usul usul ağlardı…”
Ben  yavaşça, tamam dedim, sesinden hüznünü anlamıştım, ninni söylerkenki tonuyla aynıydı.

Sanıyorum ki , annemde olduğu gibi onda da şu duygu vardı:

“Eğer çocuklarına ait özel bir şeyi, eskimiş olsa bile;koruyamazsa, çocuklarını da koruyamamış gibi hissetme.”

“Bu, onda da annemde de aynıydı ve fotoğraflar için de tam manasıyla geçerliydi. Muhtemelen tüm anne babalar gibi , evlatlarından uzak kaldıkça, o özel şeylere bakarak özlem gideriyorlardı, en çok da fotoğraflara…”

Fotoğrafı aldım, bavuluma koydum.
Adana’ya, evime döndüğümde o fotoğrafı eşimin albümüne yerleştirdim.
…….
Albümler,90’lı yıllarda bir sandığı olmayanların, en güzel fotoğraf saklama aracı  olmuştu. Çekilen her yeni fotoğraf özenle yerleştirilir eve gelen çok özel misafirlere çıkarılırdı. Fotoğrafa dair anılarını herkes anlatıp bitirdikten sonra,  çekmecelere ,dolap gözlerine usulca konulurdu…

O günlerden bugünlere ne Sandıklar kaldı, ne de  fotoğraf albümleri…Belki en son bizim kuşaklar hala saklıyordur eski fotoğraf albümlerini;ama yeni neslin böyle bir olanağı  yok gibi.Çünkü yeni nesil teknolojik ürünler buna fırsat vermiyor .Fotoğraf makineleri artık sadece profosyonel fotoğrafçılarda olsa da,hepimizin elinde birer akıllı telefon var.

“Ve en güzeli,sandıklar olmasa da  ânı kıymetli kılan güzelliklerimiz  hep var.”

Ve bir de hepimizin birer Facebook albümü var.Ben de en güzel kıymetli anlarımı bu Facebook sandığımda en özel misafirlerim için biriktirenlerdenim.

Fotoğrafları biriktirmek için şimdiye dek birçok yol denedim:

Bilgisayarda dosyalamak , telefon hafızasına atmak gibi , ama bir süre sonra bu fikirlerin  tutmadığını gördüm.

Çünkü  benim gibi sık sık geriye dönüp bakmak isteyenlerdenseniz , bilgisayarı her yere taşıyamadığınız için  bu fikir zaten elenmiş oluyor .Telefon hafızası ise bir süre sonra doluyor .

Açıkçası 90’lı yılların albüm fikri ve annelerimizin “sandık fikri”kadar farklı bir fikir bulamadım .

Gelecekte,  sandıklar ve  fotoğraf albümleri  gibi; facebook  da olmayacak  belki  …

Kızım bu fotoğrafı  bir süre saklayacak belki facebookta; ama o  kendi çocuklarına ait özel anlarını belki şuan tahmin bile edemediğimiz bir yöntemle saklayacak.

Öngörebildiğimiz kadarıyla, belki  ışınlama teknolojisi fotoğraf kelimesini literatürden silecek , belki şuan kestiremediğimiz yeni bir kelime literatüre girecek.Belki de, belki de…

Her ne olursa olsun, onun için de bazı anlar, en çok da babasıyla olan anlar, anılar çok kıymetli olacak sanıyorum. Bir de evin en küçük kızı ise……

Babalar ve kızları veya anneler ve oğulları….

Kıymetli anlar ve Sandıklarımız

#Ebendemezunoldum##evinenküçükkızıyımbençünkü#

Evimin küçük meleği Bengisuma ithaf😚
#@babalarvekızları@#

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: