İnsanın varlığını idamesi ve çevre şartlarında ayakta kalma çabası, ilk ilkel insandan modern günümüz insanına dek çeşitlilik barındıracak biçimde uyum kavramını öne çıkarmıştır.

“Zıtların toplamı birdir ve en güzel ahenk, ahenksizlikten gelendir .” Diyor Herakleitos.

Uyum , modern yaşamda;

“benliksizlik-kimliksizlik-duruşu olmamak-sahte olmak, diğerine benzemek veya diğerine kendimiz gibi olması için psikolojik veya somut baskı uygulamak, kendimiz dışındaki her şeyi kendi çıkarlarımız için bizim konforumuza uydurmak” gibi dayatma algılar ile karıştırılmakta .

“Uyum, belki hoşgörü ile biribirine karıştırılabilir. ”

Karşımızdaki kişi veya,olaylara- durumlara uygun hareket etmek , kendimizi o âna empoze ederek alıştırmak ;

belki de daha doğru bir ifade ile , o ortamı  kendimizce düzenlemek , güzelleştirmek,kendi benliğimizle varlığımızı hissettirmek  veya karşımızdaki kişi veya olay -durumların da olduğu gibi varlığını ortaya koymasına izin vererek ,  ortamda topluca yaşama çabası  denilebilir ” uyum.”

Ancak; yanılgıdaki gibi, ortam veya kişileri  kendimize çevirme , kendimiz için düzenleme , kendi konfor önceliğimiz için değiştirme olmamalıdır.

“Mutlu bir hayat kendi doğasıyla uyum içinde olan bir hayattır.” Diyen Seneca, uyum kavramını;

insanın veya diğer canlı cansız her bir varlığın; bulunduğu ortama ayak uydurma çabasını, kendi bütünsel özellikleri ile olduğunda, sonuç odaklı olacağını savunur.

Yani bir varlığın, kendi doğası / onu diğer varlıklardan ayırıcı özellikleri ile kendi olmasını sağlayan şeyler ile kalıcılığı sağlanırsa var olabileceğini söyler .

…….

BASİT UYUM ALGISI

Derin bir düşünüş tavrı gerekmeden, sıradan basitçe bir ağacı düşünelim : Onu kesip bir masa yaptığımızda , onun bir ev ortamına uyumunu sağlamış oluruz ; ancak onu doğası ile kopardığımız için , onun artık ağaç olduğunu söyleyemeyiz.

Ağaç,uyum göstermek  zorunda bırakılmış  ;  bulunduğu eve “masa” olarak hizmet vermeye başlamıştır.Ama kendi doğası içinde var olan tüm vasıflarını kaybettiği için ortaya çıkan sonuç ;uyum değil, aslında uyumsuzluktur.

Kendi doğası ile var olamadığı için, ortama katacağı şey, amiyane tabirle ve  gerçek, mecaz anlamıyla  da en fazla bir “kütük”olmaktır.

Sadece araç ve hizmete sunulmaktadır .

Aksini düşünelim ve o ağacı olduğu gibi doğasında bıraktığımızı veya en fazla bir ev ortamına/bahçeye olduğu gibi uyumlu hale getirdiğimizi var sayalım.Bu durumda ağaç, tüm özellikleri ile ortama ahenk katabilecektir.

: işte bunu başarabildiğimizde gerçekten uyum kavramını anlamış oluruz.

İşte insanoğlunun yüzyıllardır doğaya ve insanlığa yaptığı bu davranış biçimi , dünyanın mutsuz olma nedenleridir bana göre …

Her şeyi kendine uydurma çabası , her şeyi kendi gibi -kendi çıkarları için kullanma hırsı. ..

Bir diğerini olduğu gibi kabullenememe, kendine  benzetme , kendi hizmetine sunma isteği…

Veya kendi benliğinden uzaklaşıp , bir diğeri gibi olma kimliksizliği…/Uyumsuzluğu …

UYUM VE İNSAN

İnsan, kendi isteği dışında-kendi etkisi olmadan dahi,( hastalık , ölüm , ayrılık…./anne baba olma, mal mülk edinme , zenginlik …) var olabilecek her durum karşısında kendini rahatlıkla o durum içinde varlığını sürdürebilir-alıştırabilir  güçte bir varlık.

Bu kendini alıştırabilir olma , insanın yaşamını da sürdürülebilir olmayı sağlar aynı zamanda. Çünkü insan tek yaşayabilen bir varlık değil , hayatını idame etmek için hep bir diğerine ihtiyacı var .

Bu ihtiyaç durumu ,  maddesel ve somut şeylere olan temel ihtiyaçlar hiyerarşisi yanında;soyut -manevî ihtiyaçlar hiyerarşisi diyebileceğim insan bütününe yayılmış , belki de insan adı ve tanımlaması ile bütünleşen “bütünsel insan ” gereksinimidir.

İnsanı , karmaşık bir düzlemde kendi -tek -özel varlığının yanında , çevre ve yaşam koşulları ile var olabilecek bir canlı olarak düşünmeliyiz.

Örneğin , insanın yerleşik hayata geçme ihtiyacı,avcılık, toplayıcılık. …..vs. gibi gelişim süreçleri , uyum gösterme çabası ihtiyacıdır.

Kendi karmaşık yapısı ile var olduğu çevre ve yaşam koşullarının bütününde varlığını sürdürme çabası , “uyum ” kavramını öne çıkarır.

Kendini tanıma , karmaşıklığını çözmeye çalışma ya da kendinin farkında bile olamama ile aynı anda “uyum “etkileşimi ile yüzyüze kaldığında;  kendinin ve karmaşıklığının bilincinde olanlar için , uyum çabası doğru anlamı ile vuku bulacaktır .

Yani kendini iyi tanıyan bir insanın var olan gerçekleri çabucak görüp , kendi karmaşık varlığında derin bir hoşgörü ile ortamı güzelleştirme çabası “uyum”dur.

Kendine evler yapıp , o evleri güzelleştirmeye çalışan ,ekip biçen ilk insan kendi karmaşık yapısını ve kendi benliğini modern insana göre daha çabuk çözmüştür bana göre .

“Uyum kavramını da , modern dünyanın emparyalist veya rutinleştirilmiş dayatmalarına maruz kalmadığı için , daha doğru anlamlandırmıştır. ”

İlkel ilk insan , var olduğu çevre şartlarını anlamlandırırken , muhtemelen kendi benlik kavramı ve karmaşık yapısının bilincinde olarak, kendini adapte etmeye çalışırken en doğal haliyle uyum göstermiştir.

Çünkü İlkel insan, “modern insanda akıl karışıklığına neden olan ;gereksiz bilgi kirlenimi veya ortaya çıkan çağsal ihtiyaç teknolojisini-bir diğerini hazmetmeden-aklına oturtmadan-hızla ortalığa düştüğü için ;

yanlış anlayan modern insanın” maruz kaldığı yapaysallaşmış ,benliksiz düşünebilme becerisiksizliği ve maddesel -mekanik -hesapçılık  barındıran davranış biçimlerine ihtiyaç hissetmemiştir.

Veya , toplu halde yaşamak evrelerine ağır ağır hazmederek geçtiği için , biribiri ile gerçeksel ve somut -soyut ihtiyaçları için bir araya gelmiş ve modern insanda var olan fazlalık etkileşimi henüz onda yer almadığı için;insan ilişkilerini en doğal haliyle kurgulamıştır.

Beklentileri,en fazla temel ihtiyaçlar ve manevi doygunluk ihtiyacı olmuştur.

Ahenk

MODERN İNSANIN UYUM ALGISI

Uyum kavramı, modern insanda hep bir köleleştirme , her şeyi kendi hizmetine sunma algısı içinde ilerlemekte ne yazık ki !

Bu durum , etrafında var olan her şey için sonuna kadar geçerli maalesef. ..

Canlı cansız her varlık , sanki insana hizmet etmek ve onun içsel hazzına haz katmak için var olmuşlar algısı içinde ; eşyayı , hayvanı hatta karşısındaki her bir insanı kendine uyumlu hale getirme çabası içinde mutlu olacağına inanma yanılgısı içinde debelenmekte…

Veya da kendi varlığını anlamlandıramadan var olan her şeye kendini uydurma çabası ….

İster her şeyi kendine benzetme -kendine köleleştirme;  ister kendini her şeye uydurma -kendini bir diğerine köleleştirme olsun, her iki durumda da modern insan “uyum”kavramını yanlış algılama ile kocaman bir “uyumsuzluk”içinde Mutsuz…!

Kendi hizmetine sunarak kendileştirdiği her bir varlık adeta onun kölesi gibi , kendi doğallığından uzaklaştırılarak insana uyum göstermiş gibi yanlış algılar ile modern insan var olduğu çevrede , hem doğallığı hem de insan ilşkilerindeki güzelliği katlederek “uyum gösterdiğine inanıyor…

Modern insanda, her şeyi kendine benzeterek veya bir diğerine benzeyerek uyumlu olacağı yanılgısı içinde; sevgi ve saygının yerini, hep bir psikolojik  zorbalık /davranış zorbalığı almıştır.

Bu durum için ;

“ortamda,olması gereken derin hoşgörü katılımcılığı değil , kendi gerçeğini fark edememiş ve kendi karmaşık yapısını anlamlandıramamış olduğundan, göstermiş olduğu tavır , tevazû karışıklığı yaratan “kendi varlığına ve karmaşık güçlü özelliklerine  “aykırılık yaratan “yersiz uyum “/benliksizlik/kimliksizlik /kişiliksizlik” izleri katılımcılığı “diyebilirim.

Uyum , kendi varlığınla bulunduğun ortam veya şartlara gösterdiğimiz derin hoşgörüdür veya varlığını o şartlarda olduğu gibi muhafazası gerekliliği ile , o şartları daha güzel hale getirmek için ; “Sen olarak , kendi varlığınla ” kabullenmektir .

Boyun eğmek veya biat etmek kavramları “kendine rağmen -kendini öteleyen ” bir biçimde öne çıkıyorsa , “uyum” gerçek anlamı ile değil;   sanılgılarımız ,yanılgılarımız veya kişiliksizliğimiz ile anlam bulmuş demektir.

Bulunduğun bir ortamda ,  ortaya çıkmış olay ve durumlar karşısında bir diğerinin benimsediği tavrı aynen alıp uygulamak veya bir diğerinin bir alt hizasında durma çabası içine girmek , onun izini takip ederek yolunu bulma çabası içinde davranışlar , uyum kavramı ile özdeş gibi algılanmakta.

Kendine ait öz davranış biçimlerinin olmayışı uyum olamaz .Bu daha çok kimliksizlik /kişiliksizlik …vs bir duruş bozukluğu olur.

Hizada durma çabası ile kendi varlığını ortaya koyamama yine uyum değil , tam aksi bulunduğun ortam ve durumlara renk katamamak , ortamı rutinleştirerek katletmek, tek tip bir ortam yaratmak gibi düz mantığın; tüm yeniliklere ve kendi güçlü değerlerini yok ederek bulunduğun ortamı geriye çekmektir.

Gerçekte uyum ise , bulunduğun ortama kendi tüm karmaşık yapı ve varlığınla oradaki şartları fark edip o şart ve durumları kendine alıştırmaktır.

Yani kendi farklılığın ve karmaşıklığını oraya uydurmak , oraya empoze etmek , orayı kendinle alıştırarak güzelleştirmek …

Yanlış anlamıyla , bulunduğun ortam veya guruplar içerisinde varlığın olmadan , var olan hazır edilmiş tavır veya yolları takip etmek uyum değildir.

Bir diğerine biat etmek diyebileceğim “hizada durmak “asla değildir.

Bu yanlış anlamlandırılmış uyumu benimsemiş olan bir insanın göstermiş olduğu tavır ve davranışlar , bulunulan ortamı köreltmekten başka hiçbir işe yaramaz. Ve o ortamın bir diğer adıma geçmesi imkansızdır .Bu ortam,belki de yıllarca yerinde sayan , hatta etkileşim olamayacağı için bir süre sonra da ölü bir hayalet ortama dönüşecektir.

Taze kan deyimini tam bu konu için örneklendirmek gerekir .Bu deyim uyum kavramını doğru anlamlandırmak için çok yerinde bir düşünme yolu -açılım yolu olmalıdır.

Bulunulan ortama her kattığınız kendi benliğinizdeki farklılık -karmaşık bir düzlemde farkında olduğunuz onlarca kişilik özellikleriniz, zaten  taze kan demektir.

İllaki ortamı bir kişi /olay /durum sirkülasyonuna tâbî tutmak gerekmez.Kendi varlığınızı sürekli sirkülasyon içinde canlı tutmak yeterlidir.

İşte bu taze kan sirkülasyonu , uyum kavramının doğru anlamlandırıldığı ortamlarda işe yarayacak en önemli iksirdir.

Sürekli insan sirkülasyonu ile ortamı taze bırakacağına inanan demode bir fikri de etkisiz hale getirir .Çünkü başlarda söylediğim , insanın kendi benliğindeki onlarca karmaşık güzelliğe ve tecrübelere dayanan bir “insan taze kan sirkülasyonu ” uyum için daha gereklidir.

Ortam ve şartları iyice tanımış ve kendi benlik /kişilik yönleriyle şartları /olayları/konuları takip eden ve kendi varlığı ile uyum gösteren bir insan , gerçek uyum kavramını anlamlandırmıştır artık.

“Diğer tataftan ise;Uyumu yanlış amlamdırmış kişilerin çokça bulunduğu ortamlarda, insan sirkülasyonu çok çok gereklidir. ”

Çünkü “uyumu ”

“bulunduğu ortam ve şartlara/kişilere /durum-olaylara biat etmek -önünde eğilmek veya bulunduğu ortamı, kendine göre biçimlendirmek, kendine benzetmeye çalışmak” ve  “ortamda kendi varlığını olduğu gibi hissettiremeden tutunabilme  olarak anlamlandırmış bir insanın,

o ortama yeni gelmiş olsa da “taze kan”olması imkansızdır .Tam aksi, ortamın akışını , hızını, yenilikçi ruhunu kıracak tavırlar sergileyecektir.

Modern insanın, kendi farkındalığı olmayarak göstermiş olduğu uyum çabası; bir yaşamsal anlayıştan ziyade;onu eşyaya, maddesel tüm varlıklara, hayata ve kendi insine “köleleştirmekten başka bir algı değildir.

Ya da dolaylı bir yolla; insanın, kolayca mutlu olabilme özgürlüğünü elinden kendi elleriyle teslim ettiği, “modern kölelik”tir, Uyum.

 

 

Yorum Yaz

%d blogcu bunu beğendi: